17 Ekim 2026
İster farz, ister vacip, isterse nafile olsun, her tavaftan sonra iki rekʻat tavaf namazı kılmak Hanefi ve Mâlikîlere göre vacip; Şâfiî ve Hanbelîlere göre ise sünnettir. Tavaf namazının Makâmı İbrahim’de kılınması efdal olmakla birlikte, tavaf edenlere eziyet vermemek bakımından imkân nisbetinde Mescidi Haram’ın içinde uygun bir yerde kılınması da mümkündür. Buna da imkân bulunamazsa bu namaz, Harem’in dışında da kılınabilir. Bu itibarla tavaf namazını Makâmı İbrahim’de kılmaya çalışarak tavaf edenlere sıkıntı vermekten sakınılmalıdır.
Tavaf namazı Hanefîlere göre vaciptir. Ancak tavafın vacibi olmayıp, haccın müstakil vaciplerinden olduğu için, kılınmaması tavafın sıhhatine mâni değildir. Peş peşe birden fazla tavaf yapan kimsenin her bir tavafın arkasından iki rekât tavaf namazı kılması gerekir. Tavaf namazı kılmadan iki tavafı peş peşe yapmak Hanefîlere göre mekruhtur. Şâfiîlere göre ise bunun bir sakıncası yoktur.
Hanefi mezhebine göre kerahet vaktinde namaz kılmak mekruhtur. Bu nedenle efdal olan, kerahet vakti değilse tavaf namazını tavaf yapıldıktan sonra ara vermeden kılmaktır; ancak daha sonra da kılınabilir. Şâfiî mezhebine göre ise tavaf namazı kerahet vaktinde de kılınabilir.
Mekke’de, Arafat vakfesi öncesinde Hanefî mezhebine göre on beş gün veya daha fazla, diğer mezheplere göre giriş ve çıkış günleri hariç dört gün veya daha fazla kalacak olan kimse mukim sayılır; hem Mekke’de hem de Arafat’ta namazlarını tam kılar. Bu sürelerden daha az kalacak olan ise seferî sayılır ve dört rekâtlı namazları iki rekât olarak kılar. Arafat vakfesinden önce Mekke’de seferî olanlar ise, Arafat’ta da misafirdirler. Kural olarak Mekke’de mukim olan kişi, Arafat’ta da mukim; Mekke’de seferî olan kişi, Arafat’ta da seferîdir. Bu kişi, vakfeden sonra Mekke’de yukarıda belirtilen süreler kadar veya daha fazla kalacak olursa, bu süre içerisinde mukim sayılır. Aksi hâlde seferî olmaya devam eder. Cemaatle kılınan namazlarda imam mukim ise, cemaat misafir de olsa imama uyarak namazını tam olarak kılar. Namazın mukim imam tarafından kıldırılması halinde Arafat, Müzdelife ve Mina’da da hüküm aynıdır.
Asıl vatanından geçici olarak 90 km. veya daha uzak bir mesafeye gitmek üzere yola çıkan kimse, gideceği yerde Hanefî mezhebine göre on beş gün veya daha fazla, diğer mezheplere göre giriş ve çıkış günleri hariç dört gün veya daha fazla kalmaya niyet ederse mukim, bu sürelerden daha az kalmaya niyet ederse seferi olur. Bu itibarla; Türkiye’den on beş günlük turla umreye gidenler Mekke ve Medine’de ayrı ayrı on beş günden daha az kalacaklarından dolayı Hanefîlere göre seferî sayılıp dört rekâtlı farz namazlarını iki rekât olarak kılarlar. Ancak, cemaatle kılmaları durumunda, mukim olan imama uyduklarından dolayı dört rekât olarak kılarlar.
Safa ile Merve arasında bir defa gitmeye şavt denir. Bir sa’y için dört defa Safa’dan Merve’ye, üç defa da Merve’den Safa’ya gitmek gerekir. Hanefî mezhebine göre sa’yin ilk dört şavtını yapmak farz, yediye tamamlamak ise vaciptir. Son üç şavtı terk eden kişinin, kalan şavtları tamamlaması gerekir. Tamamlanmayan her şavt için “bir fitre miktarı sadaka” verilmesi gerekir. Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre ise yedi şavta tamamlamak rükündür. Bir şavt eksik olsa sa’y geçerli olmaz.
Hanefî ve Malikî mezheplerine göre gücü yeten kimsenin sa’yi yürüyerek yapması vaciptir. Buna göre gücü yettiği hâlde sa’yi tekerlekli sandalye ile yapmak, yürüyerek iade edilmediği takdirde dem (koyun veya keçi kesmek) gerektirir. Hasta, yürüyemeyecek kadar yaşlı ve özürlü olanlar, tekerlekli sandalye ile sa’y yapabilirler. Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre ise sa’yi yürüyerek yapmak sünnettir. Kişinin gücü yettiği hâlde sa’yi tekerlekli sandalye ile yapması, mekruh ise de ceza gerektirmez.
Sa’y müstakil bir ibadet olmayıp, öncesinde yapılacak olan tavafa bağlı bir ibadettir. Bu itibarla ancak geçerli bir tavaftan sonra yapılabilir. Geçerli olmayan bir tavaftan sonra yapılması durumunda, önce tavaf yenilenir ve makbul olarak eda edilir, ardından da sa’y yenilenir.
Umre yapmak üzere niyet edip ihrama giren ve umre tavafını yaptıktan sonra sa’y yapmadan saç tıraşı olan kişi, Hanefî mezhebine göre ihramdan çıkmış olur. Bu durumda umrenin sa’yini yapar, ancak umrenin sa’yini ihramlı olarak yapmak vacip olduğundan kendisine dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre ise, sa’y umrenin rükünlerinden biri olduğu için, kişi sa’y yapmadan saç tıraşı olmakla ihramdan çıkmış olmaz; ihram yasağı işlemiş olur. Bu durumda yapması gereken, şayet elbise giymişse tekrar ihram örtülerine bürünerek umrenin sa’yini yapmak ve ondan sonra tıraş olarak ihramdan çıkmaktır. Ayrıca bu kişi ihramdan çıkma vakti gelmeden (sa’yden) önce tıraş olduğu ve elbise giydiği için kendisine iki ceza gerekir. Ceza konusunda ise muhayyerlik hakkından yararlanarak ya iki dem, ya altı gün oruç veya on iki fitre miktarı sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir.
Sa’yi abdestli olarak yapmak sa’yin sünnetlerindendir. Bilerek abdestsiz yapmak ise mekruhtur. Bununla birlikte tavafı abdestli olarak yaptıktan sonra sa’y esnasında abdesti bozulan kişinin bu hâliyle sa’yini tamamlaması durumunda sa’yi geçerli olur.
Henüz tavaf yapmadan sa’y yapan ve saç tıraşı olan kimsenin sa’yi geçerli değildir. Zira sa’yin geçerli olabilmesi için muteber bir tavaftan sonra yapılmış olması gerekir. Dolayısıyla bu durumdaki kişi ihramdan çıkmış olmaz; ihram yasağı işlemiş olur. Böyle bir kimse önce tavafını yapar, sonra sa’yini tekrarlar, daha sonra ihramdan çıkar. Ayrıca ihramdan çıkma vakti gelmeden tıraş olarak ihram yasağı işlediğinden dolayı da kendisine dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir.
Umrenin tavaf ve say’ini yaptıktan sonra henüz tıraş olup ihramdan çıkmadan önce cinsel ilişkide bulunan eşlerin umresi geçerli olur. Ancak ceza olarak her birine dem gerekir.
Hac ve umre sa’yinden sonra kılınması gereken vacip bir namaz yoktur.
Tavaf esnasında abdesti bozulan kişi, tavafı bırakıp abdest alarak kaldığı yerden tavafa devam eder, dilerse tavafı baştan başlayarak yeniden yapabilir.
Bu durumdaki kişinin tavaf ve sa’yi geçerli olur. Ancak tavafı abdestsiz yaptığı için kendisine dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre ise, hadesten taharet tavafın sıhhat şartı olduğu için, bu durumdaki kişinin tavaf ve sa’yi geçerli değildir; abdest alıp ihrama bürünerek bunları yeniden yapar. Ayrıca ihramdan çıkma vakti gelmeden önce tıraş olup elbise giydiği için ceza gerekir. Buna göre, muhayyerlik haklarından yararlanarak iki dem, altı gün oruç veya on iki fitre miktarı sadaka verme cezalarından herhangi birini tercih edebilir.
Hanefî mezhebine mensup olan bir kişinin tavaf esnasında bir yerinin kanaması hâlinde abdesti bozulur. Bu durumda yapması gereken şey, tekrar abdest alıp kaldığı yerden veya baştan başlayarak tavafını tamamlamaktır. Şayet umre veya ziyaret tavafına abdestsiz olarak devam edecek olursa kendisine dem gerekir; abdest alıp tavafı yeniden yaparsa ceza düşer. Hastalık, yaşlılık veya aşırı izdiham gibi sebeplerle yeniden abdest almanın zor olduğu durumlarda Hanefî olan kimse, Şâfiî mezhebinin görüşüyle amel ederek tavafına devam edebilir.
Hanefî mezhebine göre kadın ve erkeklerin birbirlerine ellerinin değmesinden dolayı abdestleri bozulmaz. Şâfiî mezhebine göre ise bu durumda abdest bozulur. Ancak Şâfiî olanlar, bu konuda Hanefî mezhebinin görüşüyle amel edebilirler.
Kaç şavt yaptığına karar verememiş kişi, “üç şavt mı, dört şavt mı yaptım” diye tereddüt ederse az olan sayıyı esas alarak tavafını veya sa’yini tamamlar. Tavaf ve sa’yi tamamladıktan sonra şavtların sayısında ortaya çıkacak tereddüde ise itibar edilmez.
Umre tavafının tamamını veya bir kısmını, hatta bir şavtını cünüp, abdestsiz, lohusa veya âdetli olarak yapmak dem gerektirir. İhramdan çıkmadan yeniden yapılması halinde ceza ortadan kalkar. Şâfiî mezhebine göre ise, hadesten taharet tavafın sıhhat şartı olduğu için bu durumdaki kişinin tavaf ve sa’yi geçerli değildir; abdest alıp ihrama bürünerek bunları yeniden yapması gerekir. Bu arada ihram yasaklarından herhangi birini ihlal etmişse cezasını öder.
Umre tavafının tamamını veya bir kısmını, hatta bir şavtını cünüp, abdestsiz, lohusa veya âdetli olarak yapmak dem gerektirir. İhramdan çıkmadan tavafı yeniden yapılması halinde ceza ortadan kalkar. Şafiî, Malikî ve Hanbelî mezheplerine göre ise abdestli olarak yapılması tavafın geçerlilik şartı olduğundan, cünüp veya abdestsiz olarak yapılan tavaf geçersizdir. Bu durumdaki kişinin abdestli bir şekilde tavafı yeniden yapması gerekir.
Hanefîlere göre tavafın ilk dört şavtı farz, kalan üç şavtı ise vaciptir. Dolayısıyla ilk dört şavtı yapan kimsenin tavafı geçerli olur. Daha sonra eksik kalan şavtlar usûlüne uygun olarak yapılırsa herhangi bir ceza gerekmez. Vacip olan bu üç şavt yapılmazsa, vacip terk edildiği için dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. Diğer üç mezhepte ise tavafı yedi şavta tamamlamak farzdır. Aksi takdirde yapılan tavaf geçersiz olur.
Tavafı yürüyerek yapmak vâciptir. Buna göre gücü yettiği halde tekerlekli sandalye ile yapılan tavaf geçerli olmakla birlikte, bu şekilde yapmak dem gerektirir. Tavaf yeniden yapılırsa ceza düşer. Hasta, yürüyemeyecek kadar yaşlı ve özürlü olanlar ise, tekerlekli sandalye ile tavaf yapabilecekleri gibi bundan dolayı herhangi bir ceza ödemeleri de gerekmez. Şâfiî mezhebine göre, tavafı yürüyerek yapmak sünnettir. Bu sebeple, gücü yettiği halde tekerlekli sandalye ile tavaf yapmak mekruh ise de ceza gerektirmez.
Başkaları adına nafile tavaf yapmak yerine, kişinin kendi adına nafile tavaf yaparak sevabını dilediği kimselere bağışlaması daha uygun olur.
Tavaf geri geri yürüyerek yapılırsa iade edilmelidir. İade edilmezse Hanefîlere göre dem gerekir. Şâfiî mezhebine göre ise, bu şekilde yapılan tavaf geçerli olmaz; yeniden yapılması gerekir. Bazı şavtlarda böyle yapılırsa bu şavtların iadesi yeterlidir.
Ziyaret tavafı (farz olan tavaf) ihramlı olarak yapılabileceği gibi, ihramdan çıktıktan sonra da yapılabilir.
Hz. Peygamber’in (s.a.s.) “Kim hac yaparsa Mekke’de yaptığı son şey tavaf olsun.” (Müslim, “Hac”, 379) hadisine binaen, veda tavafının Mekke’den ayrılma gününde yapılması müstehap görülmüştür. Bununla birlikte bir mazeret sebebiyle veda tavafının ziyaret tavafından hemen sonra yapılması geçerlidir.
Ziyaret tavafının vakti; Hanefî ve Mâlikî mezhebine göre, kurban bayramının ilk günü fecri sâdığın doğmasıyla; Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre gece yarısından sonra başlar. Ancak bu tavafın bayramın birinci günü Akabe cemresi taşlanıp, kurban kesilip, tıraş olduktan sonra yapılması daha faziletlidir. İmam Ebû Hanîfe’ye göre ziyaret tavafının bayramın ilk üç gününde yapılması vacip olduğundan bu günlerden sonraya ertelenmesi dem gerektirir. Fakihlerin çoğunluğuna göre ise ziyaret tavafı, bayramdan sonraya da ertelenebilir. Buna göre ziyaret tavafının bayram günleri sonrasına ertelenmesi caizdir, herhangi bir cezayı gerektirmez.
Namaz kılmanın mekruh olduğu vakitlerde tavaf yapılabilir, bunun hiçbir sakıncası yoktur. Ancak Hanefîlere göre bu tavafın namazını söz konusu vakitte kılmak mekruhtur. Bu durumda tavaf namazı ertelenir ve uygun olan ilk vakitte kılınır.